• 16 Eylül 2021

Nedim Gürsel; ‘Acı hayatların izini sürdüm!’

Nedim Gürsel, gezi deneme türündeki yeni kitabı Son Fasıl’da (Doğan Kitap), Rilke, Van Gogh, Leonardo da Vinci, Rubens, Tolstoy, Sartre, Semprun, Nâzım Hikmet gibi büyük ustaların yapıtlarını etkilemiş kentleri ve coğrafyaları anlatırken onların son yıllarına da ışık tutuyor. “‘Son fasıl’ nasıl geçerse geçsin, ‘ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin’ aslolan yaşamaktır. Öyleyse yola devam!” diyen Nedim Gürsel ile Son Fasıl’ı konuştuk.

‘VAROLUŞSAL BİR KİTAP!’

– “Yazar ve sanatçıların “son fasıl”larının izini sürmemin nedeni de, kendi “son faslı”mı yaşıyor olmam sanırım” sözlerinizden hareketle; sizi etkilemiş yazarların ‘son fasıl’larının izini sürmek ömürlerinin ve yaratılarının önemli aralıklarında seyretmenin sizde yarattığı varoluşsal karşılığı ve kitabınıza yansıdığı vargıları sorarak başlayalım söyleşimize.

Evet, yeni kitabım (umarım son kitabım olmaz!) Son Fasıl’ı çok güzel özetlediniz. Denemeyle gezi türlerini harmanlayan, her ikisinden de izler taşıyan, ama özünde varoluşsal bir kitap söz konusu.

Yazarların iç dünyalarını ve ölümle ilişkilerini çözümlemeye yönelik bölümlerin de söz konusu olduğu yazınsal bir kitap.

Beni etkilemiş, Rilke, Nâzım Hikmet, Tolstoy, Leonardo da Vinci, Van Gogh gibi bazı yazar ve ressamların hayatlarının son yıllarını yaşadıkları kentlere ve coğrafyalara götürüyor okuru, ama anlatıcının, yani bendenizin “son fasıl” duygularını da yansıtıyor.

Bir de İran’da gördüğüm Kerbelâ törenlerinin betimlemesi var ki, Şii inancının merkezindeki bu acıyı, peygamberin torunu Hz. Hüseyin ve ailesinin “son”unu kendimce anlatmaya kalkıştım.

AŞK, ÖLÜM, SAVAŞ!

– Avrupa’nın ve belli başlı dönemlerin yazarlara, sanatçılara etkilerinde en önce hangi duygular ve temalarla karşılaşılmaktadır?

Temalar çok çeşitli, aşk ve ölüm başta olmak üzere. Bu iki temanın da kitapta önemli bir yer tuttuğunu söyleyebilirim. Savaş da önemli bir izlek, daha doğrusu soykırım.

Buchenwald Toplama Kampı izlenimlerimi Büyük Yolculuk romanını dilimize çevirdiğim Jorge Semprun üzerinden anlatırken bu insanlık suçunun günümüzdeki izdüşümlerine de değindim.

– Kimi inzivaya varıyor, kimi ezberini bozacağı yerleri özellikle seçiyor, kimi ise akışa bırakıyor kendini… Kimi seyyah, kimi sürgün…

Bu bağlamda kendiniz de dahil olmak üzere, kitapta yol hikâyelerine tanık ettiğiniz yazar ve sanatçıları başlıcalarıyla, “son fasıl” güzergâhları, belli başlı uğraklarıyla örnekler misiniz?

Rilke, İsviçre’nin Sierre kasabasını, Van Gogh Paris’in kuzey banliyösü Auvers-sur-Oise’ı, Tolstoy Tula kenti yakınındaki malikânesinin bulunduğu Yasnaya Polyana’yı seçmiş.

Leonardo da Vinci Fransa kralı I. François’nın davetine icabet ederek Loire ırmağı kıyısındaki Amboise’ı.

Nâzım Hikmet için de bir seçim söz konusu. Ülkesinden uzakta yaşadığı on üç yıl boyunca Moskova’da kalmış, ama en sevdiği, üzerine en güzel şiirlerini yazdığı kent Prag.

Abidin Dino, Nâzım’ın aslında Paris’te yaşamak istediğini ama Moskova’daki uygun koşulları “Işıklar Kenti”nde bulamayacağından endişe ettiğini söylerdi. Bir de bu düşünün gerçekleşmesini engelleyen siyasi nedenler var tabi.

– Yazınsal otobiyografinizdeki yerleri de önemli kuşkusuz. Otobiyografik anımsayış ve yapıtlarınıza sağladığı esinlerle en önce hangi yazarla özdeşleştiğinizi duyumsadınız?

Kendimi, yer yer, Nâzım Hikmet’le özdeşleştirdiğim oldu, ama kendimden çok, büyük şairimizin sürgün yıllarını anlatmak istedim. Kısaca elbette. Yalnızca Son Fasıl’da da değil, Nâzım Hikmet üzerinden yirminci yüzyılı ve komünizmi sorgulayan romanım Şeytan, Melek ve Komünist’te de bu konuyu, daha geniş boyutlarda ele almıştım. Gerçek anlamda otobiyografi olarak nitelendirilebilecek kitabım çocukluğumu anlattığım Sağ Salim Kavuşmak’tır.

– Bu kitabınızda da ‘Prag’da Nâzım Hikmet’le’ isimli ayrı bir bölüm yer alıyor.

Son Fasıl’daki Prag, Nâzım’ın çok sevdiği, sürgündeki en güzel şiirlerini yazdığı Prag’dır. Kentin eşsiz barok mimarisi üzerinde başka kitaplarımda da durmuştum, burada Prag daha çok siyasal geçmişiyle yer alıyor.

Yapıtlardan çok hayatların anlatımı yer alıyor kitapta. Bu açıdan biyografik öğelerin ağır bastığı söylenebilir. Ama tabii asıl kentler ve mekânlar ön plânda. Dolayısıyla, yapıtlardan söz etmekle birlikte (özellikle de Van Gogh’un tablolarından) acı hayatların izini sürdüğümü söyleyebilirim.

Bir gezi kitabımın adını Acı Hayatlar koymam boşuna değildi elbette. Son Fasıl’da da “acı hayatlar”a göndermeler var.

‘OSMANLIYLA ÖVÜNMEK DOĞRU DEĞİL!’

– Kitabınızda Molière’in Kibarlık Budalası’nda olduğu gibi Türklere atfedilen ve gerçekle bağdaşmadığını imlediğiniz imgeler de yer alıyor?

Chambord Şatosu’ndaki bir akşam yemeğinde Molière’in Kibarlık Budalası oyunun ilk kez bu ilginç mekânda sahnelendiğini öğrenmiştim. Yazarın Osmanlı’ya alaycı yaklaşımı dikkatimi çekmişti.

Aslında son romanım Aşk Ve İsyan’da, cumhurbaşkanımızın yaptığı gibi Osmanlıyla övünmemizin doğru olmadığını, gerçekte ecdadımızın despotik bir yönetim biçimini bize miras bıraktığını belirtmiştim. Tarihsel bir anlatı bağlamında elbette.

Burada daha çok mekân üzerinde durdum, Loire şatolarından söz ederken Chambord ve Vinci’yi üç yıl boyunca konuk eden Amboise’ı ön plâna çıkardım. Yolum oralara düşmüştü çünkü.

Son Fasıl’daki yolculuklar, genelde, rastlantılardan ve katıldığım bazı davetlerden kaynaklanan yolculuklardır.

– Yolculuk nasıl sürüyor?

Yolculuk eskisi gibi sürmüyor ne yazık ki. Pandemi nedeniyle yolculuklarımı ertelemek durumunda kaldım, eve kapandım. Öyle olmasaydı son iki yılda, ikisi yayımlanan, kalan ikisi de sırada bekleyen tam dört kitap yazmazdım sanırım.

Kaynak: Cumhuriyet

ÖNCEKİNİ OKU

Şeyh Bedreddin’in Hakikat Şavaşçıları “İMECE”yle beyaz perdeye taşınıyor

SONRAKİNİ OKU

Beşiktaş, Yeni Malatyaspor engelini rahat aştı