• 3 Aralık 2021

Ertuğrul Özkök: Gazetecilik yapsaydım bana kimse bir daha ‘Vay Şerefsiz’ diye bir manşet attıramazdı

Hürriyet gazetesiyle yolları ayrılan Ertuğrul Özkök, “Sizin de bir helalleşme listeniz var mı?” sorusuna, “Eğer gerçekten içimizdeki kini nefreti söküp atabilirsek yaptığımız hatalar hepimizin en büyük rehberi olabilir. Bana kimse bir daha hayatta yaşım müsait olsaydı, gazetecilik yapsaydım ‘Vay şerefsiz diye manşet attıramazdı” yanıtnı verdi.

Haber Global ekranlarında yayınlanan Candaş Tolga Işık’la Az Önce Konuştum programının bu haftaki konuğu gazeteci Ertuğrul Özkök oldu.

“Sizin de bir helalleşme listeniz var mı?” sorusuna, Özkök, şu yanıtı verdi:

“Var tabi… Bak şimdi beni yerden yere vuracaklar… Ben Rasim Ozan Kütahyalı ile arkadaşlık ediyorum. Bunu kime söylesem bunu bana gelip oooo neler diyor. Konuşuyorum ya, konuştuğum zaman ne görüyorum biliyor musun? Birçok konuda ortak düşüncemiz var. Çünkü o da değişmiş ben de değiştim.

Bak önce aklı başında insanlar olursak eğer gerçekten içimizde öfkeleri, kini, nefreti söküp atabilirsek, yaptığımız hatalar hepimizin en büyük rehberi olur. Bana kimse bir daha gazetecilik yapsaydım, yaşım müsait olsaydı, ‘Vay şerefsiz’ diye manşet attıramazdı. Çünkü arkamda o şey var. O yüzden ben bunu adaletle karıştırmayalım diyorum. Önce birbirimizle barışalım, diyorum.

Kemal Bey’in politikalarını doğru buluyorum. Samuray kılıçlı bir katil tarafından öldürülen Başak Cengiz‘in ailesinden taziye diledi. Sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan’da taziyeye gitti. Önce birbirimizle barışalım diyorum. Kemal Bey’in politikalarını doğru buluyorum. Samuray kılıçlı bir katil tarafından öldürülen Başak Cengiz‘in ailesinden taziye diledi. Sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan’da taziyeye gitti.”

‘Hürriyet’le gayet güzel ayrıldık, ‘Kovuldu’ denecek bir ilişkim olmadı’

Özkök 20 yıl aralıksız olarak Genel Yayın Yönetmenliği’ni üstlendiği ve bu görevden alındığı Aralık 2009’dan beri köşe yazarlığını yaptığı Hürriyet Gazetesi ile ayrılığına ilişkin “Hürriyet’ten ayrıldım ben. Yollarımız ayrıldı. Ayrılmak karşılıklı bir eylemdir” dedi.

Işık’ın “Bu kararı kim verdi?” sorusu üzerine Özkök, “Neyse kim verdiyse verdi. ‘Kovuldu’ denecek bir ilişkim olmadı benim ayrılmamda. Gayet güzel ayrıldık, medenice ayrıldık. Hatta Demirören ailesi geldikleri günden itibaren hep bana saygılı davrandılar. İyi gitti ilişkilerimiz” yanıtını verdi.

Özkök’ün açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Kendimi yanız hissettiğim zamanlarda Sezai Karakoç’u daha iyi anlardım. Yalnızlık aydın olmanın en güçlü olduğu zamanlardır. O yalnızlık insana güç verir.

Fetullah Gülen’le bizim aramızda bir polemik yaşandı. Ben onu konuşurken anlamazdım. Kitabı çıkınca merak ettim okudum.

Tuğlalaştığın zaman bir duvarda bunu bütün kitle hareketleri çok sever. Ben de bu kavramları sevmem. Tuğla olarak kaybolursun ama tuğlanın bir tanesi çekildiği zaman o duvardaki boşlukla anlarsın bir tuğlanın ne kadar önemli olduğunu. Vefat eden sanatçılarımız biricik zaten. Onların yerine gelmeyecek başka. O biriciklik noktasına gelebiliyorsak bir başarı hikayesi yazmışızdır muhtemelen.

Ben hiçbir mahalleye yakın değilim. Benim iç mahallem var. İlki İzmir Kahramanlar Mahallesi, ikincisi Ankara’da Güliz Sokak. Bir ucunda Süleyman Demirel vardı. Az ötede İçişleri Bakanı vardı. “Komünistlerin nefeslerini takip ediyoruz” derdi. Biz de onun kızlarıyla arkadaşlık ederdik. Bab-ı Ali benim mahallem değil. Kendimi hiçbir zaman oraya hissetmedim.

Bu ülkede Yarbay Ali Tatar öldürüldü. Mermiye kafa attı, diye haber yaptılar. Bir arkadaşım Ahmet Kaya şiirleriyle neden sevişiriz? yazmış, Mezarına saldırmışlar. Böyle bir vandalizmin yaşandığı dönem. Bu sorular her defasında sorulduğunda o nefreti yeniden üretiyoruz. Ben özür dileyince ha babam dayak yiyorum. Bu ülkede 5 yıl hapis yattı insanlar boş yere. Ben artık hesap sorma dönemini kapattım.

Bana hatalarımı tahripkarlık yaptırmadı. Yaptığım iyi şeylere sebep oldu. Türk basını ben geldiğimde siyasi yazarlıktan başka bir şey yoktu. Ben hayatın her alanına açtım Türk medyasını. Dünya kadar şey yaptım. Lonca kadrosuyla yapılan bir şeydi. Benim iyi tarafımdı tahripkar olma tarafım. Ben Bab-ı Ali’nin hiçbir zaman bir parçası olmadım.

Meydanın şu an kendisi sit-com ile sirk arasında. Artık herkes bir medya. Benim de bir Instagram sayfam var. O sebeple herkes bir medya. Herkes istediğini yapsın. Ama önemli olan başkasına hakaret etmeden yapsın. Twitter’da iyi bir şeyin trend topic olduğunu gördünüz mü? “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldü”, dedikodusu çıktı. bu insan 20 yıldır tüm seçimlerde halkın yüzde 50’sinin oyunu almış. Her iki seçmenden biri onu seviyor. Bu, bir nefret. İnsanlık dışı bir nefret. Bunun karşıtı olanlar da nefretle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı nefretle savunuyor. Ortada pozitif bir durum yok. Sosyal medya eğitimi almamız lazım. 6 bin kişiyle trend topic olunabiliyor değil mi? Peki, 81 milyon insan yaşıyor bu ülkede bu mu temsil ediyor ülkeyi. Hayatta bir şey öğrendim. Mahallesiz olunca Twitter’da hiçbir şansın yok.

Twitter’ın bu kadar güçlü olmasının nedeni toplumun derinlerdeki kompleksinin bir dışavurumu. Çünkü insanlar kendilerini ifade edecek bir yer bulamadı. Psikolojik bir rahatlama olayı da var. Bunu bana söyleyen arkadaşımın kendisi hakkında üç tane olumsuz şey çıkınca darmadağın oluyor. Ben 30 yıldır her gün dayak yiyorum. Derim kalınlaştı artık.

Gülten Kaya’nın paylaştığı görüntüye üzülmedim. Çünkü üzerime düşeni yaptığıma inanıyorum. Vicdanım rahat. Ahmet Kaya’yı seviyorum. Kendi köşemde onunla ilgili yazdığım tek bir şey yok. Bugün halay kıyafetimle geldim, onu da eleştirdiler. Bir kısmı PKK’lılar vurdular, bir kısmı da Milliyetçi kesim vurdu. Ulusalcı kesim ‘sen zaten yetmez ama evetçisin’ diye vurdu beni. Ben hayır oyu verdim referandumda. Dindar kesim benimle hiçbir zaman uzlaşamıyor. Ama bu ayrılıktan sonra beni sevindiren şeyler de oldu.

Kovulma lafı ne kadar kötü bir şey. Ben Hürriyet’ten ayrıldım. Ayrılmak karşılıklı bir eylemdir. Şimdi ama kovuldu denilecek bir ilişkim olmadı. Demirören ailesiyle hep iyi geçti ilişkimiz. emin Çölaşan’ın işine son veren insanım ben. O yüzden benim işime son verildiğinde isyan edecek bir insan değilim ben.

Epeydir Diyarbakır’a gitmiyordum. Bu hükümet güzel yatırımlar yapmışlar. HDP’li belediyeler de iyi yatırımlar yapmışlar. Orayı görünce şu duyguya kapıldım, burası Türkiye. Burası Türkiye’den ayrılmaz. Ben halay çektim de nerede çektim halayı, Kandil’de mi çektim. Kardeş Türküler harika şarkılar çalarken en sonda da beni getirdiler sahneye. Tama oynadım. Herkes oynadı ama benim üzerime kaldı. Ben dansı çok severim ama dans özürlüyüm. İki tane fotoğrafım var. Birisi küçücük bir çocukken ağabeyler fotoğrafımızı çekmişlerdi. İkincisi de Basın Yüksek Okulu’nda bir arkadaşımla fotoğrafımı ekip beni dans kralı ilan ettiler.150 kişi dans ediyordu, herkes ayaktaydı. Herkes çok neşeli bir şekilde halay ediyorlardı. Halay çekmek tehlikeli bir şey. Zeybek oyna, zeybek oynarsan dövmezler. Halayda dayanışma var ya. Ben Erzurum barı da oynadım. Neyyire Özkan da fotoğrafımı çekti poster yaptı. Neyyire, Türk medyasının en önemli isimlerinden bir tanesidir. Birçok insan hayırlı olsun dedi. Ben işimi kaybettim. Benim Aydın Doğan’la toplantı yaptığımı yazdılar. Hiç böyle bir şey yok. Ancak ben Aydın Bey’le yazın buluşuyordum. benim dostluklarım devam ediyor. Aydın Bey’le de dostluğumuz devam edecek. Benim Erol Simavi Bey ve Belma Hanım ile de dostluklarım devam etti. Benim arkadaşlıklarım devam ediyor. Asıl ayrıldıktan sonra dostluklarım devam ediyor. Benim AK Partili bir şahsiyet dostumdu. Gece arardı beni kutlardı. Bir gün Bakan oldu, aradım telefonumu açmadı. O yüzden Aydın doğan ile dostluğum devam ediyor. biz dostluklarımızı devam ettiremezsek bu, iyi bir insani vasıf değildir bu.12 Eylül’de idamla aranan arkadaşlarım vardı. Onlarla dostluklarımı sürdürdüm. Bana Aydın Doğan’la ilişkisi devam ettiği için böyle oldu denildiğinde çok üzülüyorum. Kitabını yazdım ben Aydın Doğan’ın. Aydın Bey’in medyaya dönüp dönmeyeceğini ona sorun. Buna ben cevap veremem. Ben kışları görmem onu. Yazın görüşürüz. Ancak dönecekse neden sattı gazeteyi. Daha aradan iki yıl geçti. Hiçbirimiz dönsek bile döndüğümüz yerde değiliz bambaşka bir medya var. Bu konu açıldığında dönmeyin derim. Böyle bir düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Ayrıca benim sorunum değil. Ben kim olursa olsun tekrar çalışırım. Hürriyet’ten ayrılırken veda yazısı yazmadım. 35 yıldır çalıştığım bir kurum bu. Bugüne gelmesinde benim çok payım oldu. Oradaki insanlarla aynı gazete etrafında buluştuk. Kopmadım ki ben oradan. Veda yazılarını klasik buluyorum. Bir de ‘başka bir mecrada buluşmak üzere’ denir. Medyalar değişiyor. Ayrılanlar çok başarılı işler yaptılar. Tek başına çok güzel işler yaptılar. Benim hayatla ilgili şöyle bir esprim oldu. Ben hiçbir zaman bir kitle yazarı olmadım.

Hayatım boyunca marjinal bir tarafım da oldu. Anlatacak bir derdiniz varsa ve bunu bir kişiye anlatabiliyorsanız anlatmaya başlamışsınızdır. İki kişiye anlatabildiyseniz kalabalık toplamışsınızdır, üç kişiye anlatırsanız izdiham var derdi. Milyonları peşine takan insanlardan hayır gelmez. O bir yerde totaliterliğe dönüşmeye başlar. Atatürk’ü severim. Yalnız bir liderdir. Kurtuluş Savaşı’nı Atatürk milyonlarla yapmadı. Milyonları peşine takan Hitler’di. Atatürk’ün arkasında büyük bir olay vardı. İşgal edilen bir ülkeyi kurtarmak ve Cumhuriyet gibi bir yönetim şeklini yerleştirmek.

Prensip olarak genel yayın yönetmenliğinden ayrıldığım zamandan beri yazı işlerine ayağımı basmadım, ikincisi de Hürriyet ile ilgili hiç konuşmadım. Gidenler kendisinden sonra gelenlerin başarılı olmalarını hazmetmezler. Ne desem olmaz. O yüzden fikir belirtmedim ama Hürriyet’i benden önce de benden sonra da hep başarılı buldum.”

ÖNCEKİNİ OKU

Ekrem İmamoğlu’ndan çağrı: Bir an önce vazgeçilmeli

SONRAKİNİ OKU

‘Helalleşme’ tartışmasına İnce de dahil oldu! Kılıçdaroğlu’na manidar soru